KOMÜNİZMİN DOĞUŞU
  
MATERYALİZMİN "TESADÜF" TARİKATININ
KURBANLARI: DARWIN, TROTSKY, ENGELS VE MARX
|
Komünizmin doğuşunu anlamak için,
mutlaka 18. ve 19. yüzyıl Avrupası'nın kültürüne bir göz
atmak gerekir. Avrupa kıtası, MS 2. yüzyıldan itibaren
aşama aşama Hıristiyanlığı kabul etmiş ve bu Hıristiyan
kültür "Aydınlanma Çağı" denen döneme kadar da bu kıtaya
hakim olmuştur. 18. yüzyılda yaygınlık kazanan
Aydınlanma hareketi, bir takım Avrupalı düşünür ve
sanatçıların Eski Yunan ve Roma'nın putperest
kültüründen etkilenerek dine karşı çıkmalarıyla
başlamıştır. Aydınlanma hareketinin en büyük siyasi
sonucu ise, aynı zamanda "din aleyhtarı devrim" olan
Fransız Devrimi'dir.
Fransız Devrimi'nin altyapısı, Voltaire, Diderot,
Montesquev gibi din aleyhtarı düşünürlerin telkinleri
ile oluşmuştur. Devrim sırasında ise Aydınlanma
hareketinin din aleyhtarı ve pagan (putperest)
eğilimleri açıklık kazanmıştır. Devrime öncülük eden
Jakobenlerin yoğun propagandası sonucunda yaygın bir
"dinden çıkma" hareketi gelişmiş, dahası yeni bir pagan
din oluşturulmaya çalışılmıştır. İlk belirtileri 14
Temmuz 1790'da, Federasyon Bayramı'nda görülen "devrimci
ibadet" hızla yayılmıştır. Devrimin eli kanlı
liderlerinden Robespierre, "devrimci ibadet"e yeni
kurallar da getirmiş, bu ibadetin ilkelerini bir rapor
halinde belirleyerek adına da "Yüce Varlık İbadeti"
demiştir. Paris'teki ünlü Notre Dame Kilisesi kendi
deyimleriyle "aklın tapınağı"na dönüştürülmüş, Kilise
duvarlarındaki Hıristiyan figürleri sökülmüş ve orta
yere "akıl tanrıçası" olarak tanımlanan bir kadın
heykeli yerleştirilmiştir. Fransız Devrimi boyunca pek
çok din adamı öldürülmüş, dini kurumlar yağmalanmış,
tahrip edilmiştir.Fransız Devrimi'yle birlikte
Avrupa'nın gündemine giren ve sonra da giderek yayılan
bir felsefe vardır: Materyalizm.
Sadece maddenin varlığını kabul eden, canlıların ve
insan bilincinin de sadece "hareket halindeki
madde"denibaret olduğunu varsayan bu görüş, aslında ilk
olarak Eski Yunan'da yaşamış bazı felsefeciler
tarafından ortaya atılmıştır
Komünizmin kökenleri, kanlı
Fransız Devrimi'ne kadar uzanır. Fransız Devrimi
sırasında "akıl tanrıçası" tasviriyle ifade edilen
din düşmanlığı, daha sonra yandaki benzer komünist
posterlerde kullanılmıştır.
|
18. yüzyılda
materyalizmi benimseyen ve kitlelere empoze eden iki
önemli isim, Fransız Devrimi'nin hazırlayıcılarından
Dennis Diderot ve onun yakın dostu Baron d'Holbach'tır.
Baron d'Holbach, 1770'de yayınlanan Système de la Nature
(Doğanın Sistemi) adlı kitabında "bilimsel" olduğunu
iddia ettiği bir takım varsayımlara dayanarak, var olan
tek şeyin madde ve enerji olduğunu öne sürmüştür.
Fanatik bir ateist olan d'Holbach, ahlak kavramına da
karşı çıkmış, insanın elden geldiğince çok zevk elde
etmesi ve bunun için her yolu denemesi gerektiğini
savunmuştur.
18. yüzyılda bir kaç düşünür tarafından benimsenip
savunulan materyalizm, 19. yüzyılda daha da yayılmış ve
Fransa ile sınırlı kalmayıp Avrupa'nın diğer ülkelerinde
de kök salmaya başlamıştır. 19. yüzyılın başlarında
Almanya'da ortaya çıkan iki önemli materyalist düşünür
vardır: Ludwig Büchner ve Karl Vogt. Vogt, insan
zihninin kaynağını açıklamaya çalışırken "karaciğer
nasıl öd sıvısı salgılıyorsa, insan beyni de düşünce
salgılar" demiş ve bu saçma benzetmesiyle döneminin
materyalistleri tarafından bile onay görmemiştir.
Materyalizm, bu gibi saçma iddialarla ortaya
çıkmasına rağmen, dönemin din karşıtı güçleri tarafından
benimsenmiş ve Avrupa toplumlarına empoze edilmeye
başlanmıştır. Materyalizm aklın ve bilimselliğin temeli
gibi sunulmuş, bu aldatıcı propaganda önce Fransa'da,
sonra Almanya'da ve giderek tüm Avrupa'da aydınlar
arasında hızla yayılmıştır. Bunda, kuşkusuz materyalizmi
adeta bir din gibi benimseyen ve 19. yüzyıl Avrupalı
aydınları arasında çok yaygın olan masonluk örgütünün
rolü de büyüktür.
Antik bir dogma olan materyalizm bu şekilde
yayılırken, bir yandan da materyalizmi çeşitli bilim
dallarına uyarlama girişimleri olmuştur. Materyalizm;
1. Doğa bilimlerine uyarlanmıştır ki, bunu yapan kişi
İngiliz doğa bilimci Charles Darwin'dir.
2. Sosyal
bilimlere uyarlanmıştır ki, bunu yapan kişiler de Alman
felsefeciler Karl Marx ve Friedrich Engels'tir.
Darwin'in uyarlaması "evrim teorisi", Marx ve
Engels'in uyarlaması ise "komünizm" olarak
bilinir.
MARX VE DARWIN
Aslında Darwin'in evrim teorisinin, Marx ve Engels'in
teorisini de kapsadığını söylemek mümkündür. Çünkü
komünizm de bir "evrim teorisi"dir; evrim teorisinin
tarihe ve toplumbilimine uyarlanmış halidir. Bu gerçek,
20. yüzyılın başlarında, önde gelen Darwinist ve Marxist
düşünürlerden biri olan Anton Pannekoek'in kaleme aldığı
Marxism and Darwinism (Marxizm ve Darwinizm) adlı
kitapta şöyle özetlenir:
Marxizm'in ve aynı zamanda Darwinizm'in
bilimsel önemi, her ikisinin de evrim teorisini takip
etmesidir. Birisi bunu organik dünyanın alanı içinde,
canlılar üzerinde yapmış, diğeriyse toplum alanı içinde
gerçekleştirmiştir... Hem Darwin'in hem de Marx'ın
öğretileri, yani doğabilimleri alanında ve insan
toplumları alanında gelişen bu iki öğreti, evrim
teorisini pozitif bir bilime dönüştürmüştür. Bunu
yapmakla, evrim teorisini, sosyal ve biyolojik gelişimin
temel kavranışı olarak kitlelere kabul ettirmişlerdir.1
Engels
(sağda), Darwin ile Marx'ı (solda) komünist teori
açısından eşdeğer görmüştür. Engels'e göre Marx
materyalizmi sosyal bilimlere, Darwin ise
biyolojiye uygulamıştır.
|
Darwinizm ile Marxizm arasında iki temel konuda da
tam bir uyum vardır:
1. Darwinizm, tüm varlıkların "hareket
halindeki madde"den oluştuğunu, bu maddenin Allah
tarafından yaratılmadığını ve düzenlenmediğini,
dolayısıyla tüm canlıların tesadüflerle var olduğunu,
insanın da diğer hayvanlardan evrimleşmiş bir havyan
türü olduğunu ileri sürmüştür. Hiçbir bilimsel delile
dayanmayan ve yanlışlığı sonraki yıllarda bilimsel
bulgularla ortaya konan bu iddialar, sadece maddenin
varlığına inanan ve tüm insanlık tarihini maddi
faktörlerle açıklamaya çalışan Marx ve Engels'in
görüşleriyle tam bir uyum içindedir.
2. Darwinizm, canlılar dünyasında gelişmeyi
sağlayan itici gücün "çatışma" olduğunu ileri sürmüştür.
Darwin'in teorisinin en temel varsayımı, doğal
kaynakların canlılar için yetersiz olduğu, dolayısıyla
daimi bir "yaşam mücadelesi" yaşandığı, bu mücadelenin
de evrimleştirici bir güç oluşturduğu şeklindedir. Marx
ve Engels'in benimsedikleri "diyalektik" yöntem ise
bunun aynısıdır. Diyalektiğe göre evrendeki gelişmenin
tek itici gücü zıtlar arasındaki çatışmadır. İnsanlık
tarihi de çatışma sayesinde gelişmiş, insan bu çatışma
sayesinde ilerlemiştir.
Marx-Engels ikilisi ile Darwin'in teorileri
incelendiğinde, sanki tek bir merkezden çıkmışçasına
büyük bir uyum içinde oldukları görülür. Darwin
materyalist felsefeyi doğaya, Marx-Engels ise tarihe
uyarlamıştır.
Rus
komünizminin öncüsü Plekhanov'a göre "Marxizm,
Darwinizm'in sosyal bilimlere
uygulanmasıdır".
|
Nitekim Darwin'in materyalizme yaptığı bu
büyük katkının önemini ilk anlayan kişi, Karl Marx'ın
bizzat kendisi olmuştur. Marx, Darwin'in 1859 yılında
yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabını incelemiş ve bu
kitabın kendi teorisi için büyük bir dayanak
oluşturduğunu görmüştür. Engels'e yazdığı 19 Aralık 1860
tarihli mektubunda, Darwin'in kitabı için "bizim
görüşlerimizin tabii tarih temelini içeren kitap budur
işte" der.2 16 Ocak 1861'de Lassalle'a yazdığı mektupta ise şöyle
yazar: "Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki
sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini
oluşturuyor."3
Marx, Darwin'e olan sempatisini en büyük eseri Das
Kapital'i Darwin'e ithaf ederek de göstermiştir.
Kitabının Darwin'e yolladığı Almanca baskısına el
yazısıyla şöyle yazmıştır: "Charles Darwin'e, gerçek bir
hayranı olan Karl Marx'tan".
Engels ise Darwin'e
olan hayranlığını şöyle belirtmiştir: "Tabiat metafizik
olarak değil, diyalektik olarak işlemektedir. Bununla
ilgili olarak herkesten önce Charles Darwin'in adı
anılmalıdır."4 Engels, Darwin'i, onu Marx'la eş tutacak biçimde övmüş
ve "Darwin nasıl organik doğadaki evrim yasasını
keşfettiyse, Marx da insanoğlunun tarihindeki evrim
yasasını keşfetti" demiştir.5
Darwin, yaratılışı inkar ederek
komünizme sözde bilimsel bir temel sağlamıştır. Bu
nedenle, Bolşevik devriminin eli kanlı
liderlerinden Trotsky, Darwin'i diyalektik
materyalizmin doğabilimleri alanındaki temsilcisi
sayar.
|
Lenin tarafından "tüm uluslararası
Marxizm literatürüne en hakim kişi" olarak tanımlanan,
Rus komünizminin öncüsü Georgi Valentinovich Plekhanov
ise "Marxizm, Darwinizm'in sosyal bilimlere
uygulanmasıdır" diyerek bu konuda en özet yorumu
yapmıştır.6
Vatikan Üniversitesi profesörlerinden tarihçi Prof.
Malachi Martin, Marx ile Darwin arasındaki ilişkiyi
şöyle anlatır:
Charles Darwin teorisini
yayınladığında, Marx bunu bir teoriden çok daha ileri
gördü. Bunu, bir "manevi alem" olmadığına, sadece "maddi
alem"in var olduğuna dair kendi "bilimsel" kanıtı olarak
benimsedi. Darwin, Hegel'in idealizmini reddetmesinde
Marx'a bir haklılık sağlıyordu... Darwin'in teorisinin
sadece bir teori olduğunu... toplumsal olarak
geçerlilikten uzak olabileceğini tamamen göz ardı eden
Marx, Darwin'in fikirlerini kendi zamanının sosyal
sınıflarına uyarladı... Darwin'in evrim teorisinde
olduğu gibi, Marx, tüm maddeler gibi sosyal sınıfların
da daimi bir yaşam ve egemenlik mücadelesi içinde
olmaları gerektiğini düşündü.7
Darwinizm ile Marxizm arasındaki bu güçlü
bağ, çağdaş evrimciler tarafından da vurgulanır. Evrim
teorisinin çağımızdaki savunucularının en ünlülerinden
biri olan biyolog Douglas Futuyma, Evrim Biyolojisi adlı
kitabının önsözünde "Marx'ın insanlık tarihini açıklayan
materyalist teorisi ile birlikte Darwin'in evrim teorisi
materyalizm zemininde büyük bir aşamaydı" diye yazarken
bunu kasteder.8 Yine çok ünlü bir evrimci olan paleontolog Stephen J.
Gould ise, "Darwin doğayı yorumlarken çok tutarlı bir
materyalist felsefeyi uyguladı" demektedir.9 Rus Komünist Devrimi'nin Lenin ile birlikte iki büyük
mimarından biri olan Leon Trotsky de "Darwin'in buluşu,
tüm organik madde alanında diyalektiğin (diyalektik
materyalizmin) en büyük zaferi oldu" yorumunu
yapmıştır.10
Tüm bunlar, Darwinizm ile Marxizm arasında çok önemli
bir ilişki olduğunu açıkça göstermektedir. Kolaylıkla
denebilir ki, eğer Darwinizm olmasa Marxizm de
olmayacaktır. Eğer bir insan Darwinizm'in geçersizliğini
anlarsa Marxizm'in de geçersizliğini anlayacaktır.
Elbette bunun tersi de doğrudur: Bir toplumda Darwinizm
yaygın kabul görürse, o toplumda Marxizm'in de gelişmesi
kaçınılmazdır.
Bu açıdan Darwinizm'in, gerek bilimsel gerekse
sosyolojik açıdan geçersizliğinin kavranması, insanlık
için çok önemli bir konudur. Bu gerçeğin ortaya çıkması,
Darwinizm'den kaynaklanan ve bugün pusuda bekleyen
Marxizm'in tekrar alevlenmesini engelleyecek, insanların
geçtiğimiz yüzyılda yaşadığı acıları tekrar yaşamasına
engel olacaktır.
Nitekim tarih de, Darwinizm olmadan Marxizm'in
olamayacağını göstermektedir.
DARWINİZMİN YAYILIŞI VE
KOMÜNİZM-KAPİTALİZM İLİŞKİSİ
Darwinizm'in siyasi etkilerini incelerken bir noktaya
dikkat etmek gerekir: Bu teori tek bir ideolojiyle
değil, birbirinden son derece farklı gibi gözüken çok
sayıda ideolojiyle ilişkilidir. Darwinizm'in
desteklediği ideolojileri incelediğimizde, komünizmin
yanında, ırkçılık, emperyalizm, kapitalizm, faşizm gibi
geniş bir yelpaze ile karşılaşırız. İlk bakışta
birbirinden çok bağımsız hatta birbiri ile çelişkili
gibi gözüken bu ideolojilerin ortak yönü ise, İlahi
dinlere ve onların getirdiği ahlaki değerlere karşı
olmalarıdır.
Lenin,
komünistler ile burjuvazinin dine karşı aynı safta
olduğunu yazmıştır. Lenin'in yorumları, komünizm
ve kapitalizm arasındaki çatışmanın gerçekte
sadece bir "iç çatışma" olduğunu ve bu iki
materyalist ideolojinin ortak ve asıl düşmanının
din olduğunu göstermektedir.
|
Bu
ideolojilerin öncüleri, dini inançları ve değerleri
kendileri için engel olarak görmüşler ve Darwinizm'i bu
inanç ve değerleri ortadan kaldırmak için bir silah
olarak kullanmışlardır. İşin ilginç yanı, bir yandan bu
şekilde kendi ideolojilerine hayat sahası açarken, bir
yandan da kendilerine rakip olan ideolojileri
güçlendirmeleridir. Örneğin, iddialarına göre kıyasıya
bir "yaşam mücadelesi"nin yaşandığı serbest piyasa
ortamını meşrulaştırmak için Darwinist ahlakı gerekli
görüp destekleyen kapitalistler, bu yolla bir yandan da
karşı oldukları komünizmi desteklemişlerdir.
Marxist düşünür Anton Pannekoek Marxism and Darwinism
(Marxizm ve Darwinizm) adlı kitabında, bu ilginç
gerçekten söz eder ve burjuvazinin, yani Avrupalı zengin
kapitalist sınıfın Darwinizm'i destekleyişini şöyle
anlatır:
Marxizm'in önemini ve pozisyonunu
sadece proleter sınıf mücadelesindeki rolüne borçlu
olduğu herkesçe bilinir... Darwinizm'in de Marxizm'le
aynı tecrübeleri yaşadığını görmek zor değildir.
Darwinizm, bilim dünyası tarafından objektif bir
yaklaşımla tartışılarak ve test edilerek kabul edilmiş
soyut bir teori değildir. Hayır, Darwinizm ilk adımı
atar atmaz, hevesli destekçileri ve tutkulu düşmanları
olmuştur. Darwin'in ismi, teorisinden az bir şey anlayan
insanlar tarafından yüceltilmiştir... Darwinizm de,
sınıf mücadelesinde bir rol oynamıştır ve bu rol
sayesinde hızla yayılmış, tutkulu taraftarlar ve çetin
düşmanlar kazanmıştır.
Darwinizm, kilise haklarına ve aristokrasiye karşı
çıkan burjuvazi için bir araç olmuştur... Burjuvazinin
amacı, önlerine çıkan eski hakim yönetici güçleri
ortadan kaldırmaktır... Din sayesinde rahipler büyük
kitleleri kontrol altında tutmuş ve böylece burjuvazinin
isteklerine karşı koyabilmiştir... Doğa bilimi inanca
karşı bir silah haline getirilmiş, bilim ve yeni
keşfedilen doğal yasalar öne sürülmüş ve burjuvazi bu
silahlarla birlikte savaşmıştır...
Darwinizm tam istenen zamanda gelmiştir; Darwin'in
insanın aşağı hayvanlardan türemiş olduğunu öne süren
teorisi, Hıristiyan inancının bütün temelini yok
etmiştir. İşte bu nedenledir ki, Darwinizm ortaya
çıktığı anda, burjuvazi onu büyük bir hırsla
sahiplenmiştir... Bu şartlar altında, bilimsel
tartışmalar bile, sınıf savaşının fanatizmi ve tutkusu
ile yürütülmüştür. Darwin hakkında yazılmış yazılar,
bilimsel yazarların isimlerini taşımalarına rağmen,
sosyal polemiklerin karakterini sergilemektedir.11
Darwinizm'in yayılışı gerçekten de bu şekilde oldu.
Avrupa'nın hakim güçleri, Darwinizm'i gerek kendi
ülkelerinde kurdukları kapitalist düzeni, gerekse dünya
çapında kurdukları emperyalist sömürge sistemini
meşrulaştırmak için bulunmaz bir fırsat olarak gördüler
ve desteklediler. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Darwin'in Türk Düşmanlığı,
Harun Yahya, 1999) Darwinizm'in bilimsel
tutarsızlıkları, hayali varsayımları, saçma iddiaları
tamamen görmezden gelindi; dini inançlara ve dinin
getirdiği ahlaki kıstaslara karşı gerekli bir silah
olarak görülen Darwinizm, ideolojik amaçlarla
yaygınlaştırıldı.
Ancak Darwinizm'i bu şekilde yaygınlaştıran
"burjuvazi", yani kapitalist sınıf, bu teoriyle birlikte
kendi rakibini de desteklemiş oluyordu. Çünkü
Darwinizm'in yaygınlaşması ve bu yolla dini inançların
yok edilmesi, kapitalizm kadar Marxizm'in de işine
yarıyordu. Dinin insanlara öğrettiği kanaatkarlık,
itidal, tevazu, kardeşlik, fedakarlık, şefkat, merhamet
gibi ahlaki özellikler ortadan kalktıktan sonra, toplum
vahşi bir arena haline geliyordu. Bu arenada,
kapitalistler arası "yaşam mücadelesi" kadar,
kapitalistlerle komünistler arası "sınıfsal yaşam
mücadelesi" de gelişiyordu.
1871 sonbaharında Avrupalı doğa
bilimcilerin katıldığı uluslararası bir kongrede söz
alan Alman devlet adamı ve doğa bilimci Virchow,
Darwinistlere "dikkat edin" diyordu, "çünkü bu teori,
komşu ülkede çok büyük acılara neden olan bir teoriyle
çok yakından ilişkilidir."12 Virchow'un sözünü ettiği komşu ülke Fransa'ydı ve
belirttiği teori de, o yıl içinde kanlı Paris Komünü'nü
gerçekleştiren Fransız komünizmiydi. (Paris Komünü,
Almanya'yla yaptığı savaştan yenik çıkan Fransa'da,
devlet otoritesinin zayıfladığı bir dönemde, Paris'teki
komünistlerin öncülüğünde başlatılan bir şehir
isyanıydı. Aylar boyunca şehir komün yöneticileri
tarafından idare edildi, dini merkezlere ve din
adamlarına karşı geniş çaplı saldırılar düzenlendi.)
Sonuçta, komünistlerin ve kapitalistlerin,
aralarındaki çatışmaya rağmen, din düşmanlığı konusunda
ortak bir zeminde buluştuklarını ve bu konuda
Darwinizm'den büyük bir destek aldıklarını söylemek
mümkündür. Nitekim bu nedenle komünistler, bir toplumda
komünist devrim hazırlayabilmek için öncelikle onun
kapitalistleşmesini gerekli görürler. Buna göre,
kapitalist ahlakın yaygınlaşmasıyla birlikte -ki bunda
Darwinizm propagandası hayati öneme sahiptir- toplum
önce dinsizleştirilecek, sonra da komünizm gelişecektir.
Rus Devrimi'nin lideri Vladimir İ. Lenin, 1909 yılında
kaleme aldığı "Proleterya Partisinin Din Konusundaki
Tutumu" başlıklı makalesinde, burjuvazinin, yani
kapitalist sınıfın dine karşı oynadığı bu rolü şöyle
anlatır:
Birincisi, dinle savaşmak görevi,
tarihsel açıdan devrimci burjuvazinin görevidir ve
Batıda burjuva demokrasisi, feodalizme ve orta çağ
düzenine karşı giriştiği kendi devrimleri döneminde bu
görevi büyük ölçüde yerine getirmiştir... Gerek
Fransa'da, gerek Almanya'da burjuvazinin dinle savaşma
geleneği vardır ve bu sosyalizmden (Ansiklopedistlerden
ve Feuerbach'tan) çok önce başlamıştır. Rusya'da ise,
burjuva demokratik devrimimizin kendine özgü koşulları
nedeniyle, bu görev de hemen hemen tümüyle işçi
sınıfının omuzlarına yüklenmiştir.13
Görüldüğü gibi Lenin "dinle savaşmak görevi"nin
kapitalistlere ait olduğunu, Avrupa'da bu görevi onların
yerine getirdiğini, ancak Rusya'da bu sınıf var olmadığı
için dinle yapılacak savaşı kendilerinin üstlendiğini
anlatmaktadır. Lenin'in bu sözleri, komünizm ve
kapitalizm arasındaki çatışmanın gerçekte sadece bir "iç
çatışma" olduğunu ve bu iki gücün ortak ve asıl
düşmanının din olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu kişiler açıkça toplumları yozlaştırmak, onları
doğrulardan uzaklaştırmak, ahlaki ve insani açıdan
zayıflatmak ve böylece kendi dinsiz komünist
sistemlerini kabul ettirmek çabasındadırlar. Ancak bu
kişilerin din aleyhinde yaptıkları hiçbir hareketin
başarıya ulaşması mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki,
geçmişte de dine karşı savaşan, Allah'ın elçilerine
itaat etmeyen, Allah'ın hak kitaplarından yüz çeviren
kavimler yaşamıştır. Bu kavimler de kendilerine göre hak
dini yok etmeye çalışmışlardır. Fakat bu kavimlerin
uğradıkları son benzerdir: Allah kendi dinine karşı
mücadele eden bu insanların kimine yeryüzünde bir bela
vermiştir, kimini ise ahirette acı bir azabın
beklediğini müjdelemiştir. Bu gerçek Kuran'da şöyle
bildirilir:
Allah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden başkası
mücadele etmez. Öyleyse onların şehirlerde dönüp
dolaşması seni aldatmasın. Kendilerinden önce Nuh kavmi
de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok)
fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak
için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten
kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye
giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim
cezalandırmam nasılmış? Senin Rabbinin kafirler
üzerindeki: "Gerçekten onlar ateşin halkıdır" sözü
böylece hak oldu. (Mümin Suresi, 4-6)
|
FAŞİZM VE KOMÜNİZMİN ORTAK
HEZEYANI: DARWINİST ÇATIŞMA
Komünizmin kurucusu
Marx, tarihin gelişmesinin tek yolunun çatışma
olduğunu iddia etmekteydi. Toplumların,
düşüncelerin, fikirlerin de ancak çatışmayla,
savaşla, ihtilalle ilerleyebileceklerini
düşünüyordu. "Eğer çelişme ve çatışma olmasaydı,
var olan herşey, nasılsa öyle kalırdı" diyordu.
Dahası Marx "Şiddet yeni bir topluma gebe her eski
toplumun ebesidir" diyerek milyonlarca insanı
savaşa, katliama, kan dökmeye çağırıyordu.
Marx'ın bu düşünceleri, zaman
içinde çok sayıda taraftar kazandı. En zalim
katliamlara imza atan komünist lider Lenin bunu,
"Gelişme zıtların mücadelesidir" sözleriyle ifade
ediyordu. (Lenin, Seçme eserler, cilt 11, s. 81)
Bu mücadelenin de kan dökerek yapılması
gerektiğini savunuyordu.
Komünist liderler gibi faşist
liderler de şiddet, ihtilal ve savaşın,
ilerlemenin tek yolu olduğuna inanıyorlardı.
Hitler'in en önemli fikri dayanağı, ırkçı Alman
tarihçi Heinrich von Treitschke, "Uluslar ancak
Darwin'in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir
rekabetle gelişebilirler…" diyordu. (Burns, Çağdaş
Siyasal Düşünceler 1850-1950, s.446) Şiddetin
tarihte itici güç olduğuna ve savaşın devrim
getireceğine inanan bir başka faşist lider ise,
Mussolini'ydi. İngiliz İmparatorluğu'nun
zayıflamasını, "evrimin en önemli itici gücü olan
savaştan kaçmaya çalışmasına" bağlıyordu.
Her iki ideolojinin temel
dayanağı da, Darwin'in doğada var olduğunu ileri
sürdüğü "yaşam mücadelesi" kavramıydı. Marx'ın
diyalektik materyalizminin temeli olan çatışma
iddiası da, faşizmin savaşın itici güç olduğu ile
ilgili iddiası da, Darwin'in evrim teorisinin,
sosyal bilimlere uyarlanmasıdan başka bir şey
değildi. Bu ideolojilerin doğurduğu sonuç ise
ortadadır: Sürekli çatışmanın olması gerektiğini
savunmak, insanlığı tamamen ortadan kaldırmaya
doğru atılan bir adım, sonu gelmez bir "kan dökme
kuyusu"dur.
Bu ideolojilere uyan herkes
kaçınılmaz olarak sürekli birbiriyle çatışır,
birbirine zulmeder, ilerleme adı altında
birbirinin kanını döker. Allah'ın insanlara
emrettiği sevgi, saygı, fedakarlık, paylaşma gibi
insani duygular, barış ve huzur ortamı tamamen
ortadan kalkar. Nitekim geçtiğimiz 20. yüzyıl bu
ideolojiler yüzünden yaşanan acı ve belalar dönemi
olmuştur.
Oysa çelişkiler, vahşet ve
katliam yapılmasını gerektirmez. Zıtlıklar her
yerde mevcuttur. Gece ile gündüz, aydınlık ile
karanlık, negatif ile pozitif, soğuk ile sıcak,
iyi ile kötü hep vardır. Ancak bu zıtlıklar,
güzelliklerin vurgulanması, hoşgörü, barış ve
bağışlama gibi güzel ahlak özelliklerinin ortaya
çıkması için yaratılmışlardır.
Aynı durum fikri alanda da
geçerlidir. İnsanların farklı düşünüyorlar diye
birbirlerini öldürüp, acımasızca katletmeleri
gerekmez. Allah, insanlara düşmanlarına karşı dahi
güzel davranışlarda bulunmayı, insanlara güzel söz
söylemeyi emreder:
İyilikle
kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda
(kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki)
seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse,
sanki sıcak bir dost oluvermiştir. (Fussilet
Suresi, 34)
Her çelişki, Kuran'da bildirildiği gibi
akıl ve vicdan sahibi insanlar tarafından barış,
huzur ve hoşgörü ortamında çözülür. Bunu
kavrayamayan ve diyalektik materyalizmin
aldatmacasına inanan milletlerin çocukları,
birbirleri ile yıllarca savaşmışlar, vahşi
hayvanlar ile kapışıp savaşmışlar ve sonuçta
milletçe güçten düşmüşlerdir. Böylece Allah'ın
Kuran'da aşağıdaki ayetiyle bildirdiği bir gerçek
tecelli etmiştir:
Allah'a ve Resûlü'ne itaat
edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp
yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin.
Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal
Suresi, 46)
Ayette
bildirildiği gibi insanlar Allah'ın ve O'nun yol
gösterici olarak gönderdiği peygamberlerin
yolundan ayrılmış, yeryüzünü barış yurdu yapmak
yerine bir zulüm yuvasına çevirmişlerdir. Bu
yüzden de tüm güçlerini kaybetmiş, kendi
kendilerini helake sürüklemişlerdir.
Unutulmamalıdır ki Kuran ahlakının emrettiği
şefkat, merhamet, fedakarlık, hoşgörü, adalet gibi
meziyetler, insanlara ve milletlere güç veren
yegane kaynaktır. Diyalektik materyalizm gibi
dinsizliğin hezeyanları ile üretilmiş olan
safsatalar ise insanlığa sadece yıkım ve acı
getirir. İnsanların kurtuluş bulmalarının,
yeryüzünde huzur ve güvenlik içinde yaşamalarının
tek yolu, Allah'ın emrettiği Kuran ahlakına uygun
bir yaşam
sürmektir. |
DARWINİZM'İN KANLI DİYALEKTİĞİ
Aslında buraya kadar tarif ettiğimiz tablo,
komünizmin dünya çapında yayılmasını da özetlemektedir:
Komünizm, hemen her ülkede kapitalizmin ve faşizmin
karşıtı ve alternatifi olarak gelişmiştir. Birbirine zıt
gibi görünen bu uçlar, ortak bir kaynaktan, yani
Darwinizm'den ilham almışlardır. Kapitalizm ve faşizm
Darwinizm'in sağ kanadını, komünizm ise sol kanadını
oluşturur. Bir ülkede Darwinizm'in yaygınlaşması, her
iki kanadın birden yaygınlaşması sonucunu doğurur.
Dolayısıyla faşizmi veya kapitalizmi desteklemek için
Darwinizm'i kullananlar, ister istemez komünizmi de
desteklemiş olurlar.
Darwinizm'in hakim olduğu bu dinsiz dünya görüşü
içinde, sağ solu, sol da sağı doğurmakta ve
beslemektedir. İki taraf birbiriyle daimi bir çatışma
içindedir. Bu çatışma ortamı ise zaten Darwinizm'in
insan toplumları için uygun ve gerekli gördüğü ortamdır.
Bu genel şemaya baktığımızda, Darwinizm'in aslında
siyasi düzeyde bir "diyalektik" oluşturduğunu söylemek
mümkündür. Diyalektik, Alman felsefeci Hegel'in ortaya
attığı, sonradan Marx ve Engels tarafından benimsenen
"çatışma" teorisidir. Diyalektik, evrendeki tüm
gelişmenin çatışma sayesinde mümkün olduğunu varsayar.
Bu teoriye göre, her durum veya fikir bir "tez"dir.
Sonra bu teze karşı çıkan "anti-tez" meydana gelir. Tez
ile anti-tez çatışır ve ortaya çıkan sonuca "sentez" adı
verilir. Sentez de bir süre sonra bir tez haline gelir
ve bu kez buna karşı bir anti-tez çıkar. Diyalektik
teorisine göre, bu çatışma bu şekilde sürer gider.
İnsanların Allah tarafından yaratıldığı gerçeğinin
reddedilmesine ve insanın gelişmiş bir hayvan türü
olarak görülmesine neden olan Darwinizm'le birlikte,
dünya bu Darwinist diyalektiğin çatışma alanı olmuştur.
Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, pek çok ülkede önce
sağ kanat Darwinistler hakim olmuş, bunlar dini
inançları ve ahlaki değerleri yok ederek veya çarpıtarak
vahşi kapitalizmi ve ardından faşizmi getirmişler;
bunlara karşı da sol kanat Darwinistler, yani
komünistler örgütlenmişler ve iki taraf daimi bir
çatışma içine girmiştir. Bu Darwinist diyalektiğin
sentezi ise hep aynıdır: Kan, acı, işkence, savaş,
gözyaşı...
Darwinist diyalektiğin sağ kanat temsilcilerinin,
yani faşistlerin uyguladığı terör ve vahşeti başka
sitelerimizde incelemiştik. Bu sitenin ilerleyen
bölümlerinde ise komünist terör ve vahşeti
inceleyeceğiz.
KARŞIT FİKİRLERİ "DİYALEKTİK
ÇATIŞMA" İLE SUSTURMAK İSTEYENLER, HER DÖNEMDE
YENİLGİYE UĞRAMIŞTIR
Darwinizm'den ilham alan
diyalektik materyalizme göre tarih, zıt fikirlerin
çatışması ve kıyasıya mücadelesidir. Bu inançları
gereği 20. yüzyılda faşistlerle komünistleri
birbirine kırdırmışlar, aynı vatanın insanlarını
birbirlerine düşman etmişler ve dünyayı kan gölüne
çevirmişlerdir. Bunun sonucunda da kendi
ideolojilerinin galip geleceğini sanmışlardır.
Ancak, bu mücadeleden komünizm galip çıkamamış,
diyalektik materyalizmin tarihin diyalektiği
iddiası da çökmüştür.
Firavun baskıcı ve zalim bir
yönetime sahipti ve bununla da kendince gurur
duyuyordu. Ama sonu hüsran oldu. Üstte Mısır
Firavun'unu muhaliflerinin kafasını parşalarken
tasvir eden bir kabartma yer alıyor.
|
Tarihte karşı karşıya gelen iyiler ve
kötüler hep olmuştur. İyilerin kötülerle
mücadelesi de fikir alanında gerçekleşmiştir. Bu
mücadeleden galip çıkanlar daima iyilerdir. Çünkü
Allah'ın Kuran'da gösterdiği mücadele yöntemleri
insanlara barış, huzur ve dostluk getirmeye,
çelişki ve düşmanlıkları ortadan kaldırmaya
yöneliktir.
Örneğin Allah, Hz. Musa'ya
Firavun'u doğru yola çağırmasını bildirmiştir. Hz.
Musa ve Firavun iki zıt fikrin taraftarlarıdır.
Ancak, Allah bu iki zıt tarafı karşılaştırırken,
Hz. Musa'ya ve kardeşi Hz. Harun'a şöyle
demiştir: "İkiniz
Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor. Ona
yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür
veya içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 43-44)
Allah'ın emrine uyan Hz. Musa
kardeşiyle birlikte Firavun'un karşısına çıkmış ve
ona Allah'ın emirlerini, doğru yolu ve iyiliği
türlü yöntemler deneyerek, sabırla anlatmıştır.
Onun bu fikri mücadelesinin sonunda ise gerçekleri
göremeyen ve iyilere zulmetmeye yeltenen Firavun,
denizde boğularak ölmüş, Hz. Musa ve yanındakiler
kurtulmuşlardır. Bu örnek insanlık tarihinin bir
özetidir. Tarihte hiç kimse birbiriyle çatışıp,
yumruklaşıp, kan dökerek üstün gelmemiştir. Eğer
çatışma yoluyla üstün görünen, iktidara sahip olan
kişiler olsa bile, bunların ne halkları ne de
kendileri huzurlu ve barış içinde bir yaşam
sürdürememişler; aksine her an belalara uğramış,
maddi ve manevi sıkıntılar içinde yaşamışlardır.
Üstün gelenler, daima barış ve huzura çağıran,
mücadelesini fikir alanında yaparak insanları
düşünmeye sevkeden
inananlardır. |
|