KOMÜNİZMİN DİN
DÜŞMANLIĞI
BOLŞEVİK MİLİTANLAR
GORGY KENTİNDEKİ GIORGIEVSKY KİLİSESİNİ
PARÇALIYORLAR
|
Kuran'da insanlara, tarih boyunca Allah'ı ve dini
inkarı emreden, zalim ve zorba karakterli önderler
bulunduğu bildirilir. Allah bir ayetinde bu insanları
"ateşe çağıran önderler" olarak tanımlamıştır. (Kasas
Suresi, 41) Bu karakter Kuran'da anlatılan Hz. Musa
kıssasında "Firavun" adıyla geçer. Hz. İbrahim'in veya
Kehf (mağara) ehlinin karşısında da aynı Firavun gibi
insanları sırf Allah'a olan imanları nedeniyle öldüren
zalim hükümdarlar olmuştur. Bu zorba karaktere tüm tarih
boyunca rastlamak mümkündür. Dinsizliğin önderliğini
yapan bu insanların hemen hepsi, içinde bulundukları
toplumlara karşı aynı zalimlikleri yapmışlar, aynı
yöntemlerle onları dinden uzaklaştırmaya çalışmışlar ve
insanları dünyada ve ahirette helaka
sürüklemişlerdir.
Geçtiğimiz yüzyılda tüm
dünyaya bela, acı, zulüm, vahşet getiren ideolojilere
baktığımızda da, yine başlarında bulunan liderlerin
acımasız ve dinden uzak kişilikleri karşımıza çıkar. 20.
yüzyılda, Kuran'da söz edilen Firavun karakteri ile
özdeşleşen kişilerin başında Rus ve Çin devrimlerinin
kanlı liderleri Vladimir Lenin, Joseph Stalin ve Mao
Tse-Tung, onların fikir babaları Karl Marx ve Friedrich
Engels gibi dinsiz ve zalim liderler gelir. Charles
Darwin ise tüm bu zalim liderlerin fikirlerini, ortaya
attığı evrim teorisi ile besleyen ve dinsizliğe farklı
bir yönden liderlik eden bir isimdir.
Komünizmin
dine düşman olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Marx,
Engels, Lenin, Stalin, Trotsky, Mao veya bir başka
komünist ideoloğun yazılarına bakıldığında, bunun açıkça
ifade edildiği görülebilir. Marx, dini kendince "halkın
afyonu" olarak tanımlamış ve sözde "fakir halk
kesimlerini uyutmak için yönetici sınıf tarafından
oluşturulan bir kültür" diye tarif etmiştir. Dahası,
komünizme ulaşmak için de dini inançların yok edilmesi
gerektiğini öne sürmüştür. Engels, kitaplarında "insanın
maymundan geldiğini" ileri sürerken, dinin de sözde bu
evrim sürecinin bir aşamasında ortaya çıktığını iddia
etmiştir.
Peki komünistler dini yok etmek amacıyla nasıl bir
politika izlerler? Bu soruya ilk kapsamlı cevabı Lenin
vermiştir. Lenin'in 1909 yılında Rus Sosyal Demokrat
Partisi'nin (sonraki Komünist Parti) lideri olarak
yazdığı ve Proleterya dergisinde yayınlanan "Proleterya
Partisinin Din Konusundaki Tutumu" başlıklı makalede
şunlar yazılıdır:
Lenin'e göre komünistler,
Feuerbach gibi koyu din düşmanlarının yazılarını
tercüme edip yayınlamakla sorumludurlar. |
Sosyal Demokrasi, dünya görüşünü
bilimsel sosyalizm, yani Marxizm temeline dayar. Marx ve
Engels'in çeşitli kereler tekrarladıkları gibi
Marxizm'in felsefi temeli, Fransa'daki 18. yüzyıl
maddeciliğinin ve Almanya'daki Feuerbach (19. yüzyılın
ilk yarısı) maddeciliğinin tarihsel geleneklerini
benimsemiş olan, tamamen ateist ve dine karşı tavırdaki
diyalektik maddeciliktir. Unutmayalım ki, Marx'ın taslak
halindeyken okuduğu Engels'in Anti-Dühring'inin tamamı,
maddeci ve ateist olan Dühring'i tutarlı bir maddeci
olmamak ve din ile din felsefesine açık kapı bırakmakla
suçlar. Yine unutmayalım ki, Engels, Ludwig Feuerbach
ile ilgili yapıtında, dini ortadan kaldırmak için değil
de, yeniden canlandırmak, yeni, "yüceltilmiş" bir din
kurmak için savaş açtı diye Feuerbach'a çatar. "Din
halkı uyutmak için kullanılan afyondur." Marx'ın bu sözü
din konusundaki Marxist görüşün temel taşıdır.104
Lenin,
1905 yılında Novaya Zihn dergisinde yayınlanan
"Sosyalizm ve Din" başlıklı yazısında ise dini sözde
dağıtılması gereken bir "sis" olarak tanımlamış ve dine
karşı komünistlerce yürütülmesi gereken ateizm
propagandasını şöyle anlatmıştır:
Bizim Programımız tamamen bilimsel,
dahası materyalist dünya görüşü temeli üzerindedir...
Propagandamız kaçınılmaz olarak ateizm propagandasını,
gerekli bilimsel yayımların yapılmasını, otokrat feodal
hükümetin bugüne kadar yasakladığı ve kovuşturduğu
yazıların Parti çalışmalarımızın bir dalı haline
getirilmesini de içermektedir. Bir zamanlar Engels'in
Alman sosyalistlerine verdiği öğüdü şimdi bizim
izlememiz gerekebilir: Onsekizinci yüzyıl Fransız
Aydınlanma dönemi düşünür ve ateistlerinin yazıları
çevrilmeli ve geniş ölçüde yayılmalıdır.105
Dikkat
edilirse, Lenin, Marxistler'in dine karşı vermeleri
gereken savaşın, "bilimsel yayınlar" ve "Onsekizinci
yüzyıl Fransız Aydınlanma dönemi düşünür ve
ateistlerinin yazıları" gibi kaynaklarla yürütülmesi
gerektiğini söylemektedir. Buradaki "bilimsel yayın"dan
kasıt, materyalizmi bilim kisvesi altında empoze eden
teorilerdir. Bunların başında da kuşkusuz Darwinizm
gelir. Söz konusu Aydınlanma düşünürleri ise Diderot,
D'Holbach gibi Marx öncesi materyalistlerin din
aleyhindeki propaganda yazılarıdır.
Lenin'in
gösterdiği bu yöntem, komünistler tarafından halen
kullanılmaktadır. Dünyadaki bazı yayınevleri, bazı
bilimsel dergiler veya medya kuruluşları incelendiğinde
de, Darwinist ve Aydınlanma felsefesine bağlı yayınların
kaynağının Marxistler olduğu açıkça görülecektir.
KOMÜNİZM ÖRTÜLÜ DİN
DÜŞMANLIĞI
Komünizmin din düşmanlığını
değerlendirirken, bazı komünistlerin bu konuda kimi
zaman sergiledikleri "ılımlı" politikanın gerçek amacını
da anlamak gerekir. Gerçekten de dünyada Marxist
akımlar, (iktidarda olmadıkları süre boyunca) çoğunlukla
keskin ve saldırgan bir din aleyhtarı politika
izlemezler. Hatta bazen komünistlerin ağzından dine ve
dindarlara karşı saygılı gibi gözüken sözler duymak
mümkündür. Peki acaba bu "ılımlı" üslubun amacı nedir?
KOMÜNİSTLERİN MABED
DÜŞMANLIĞI
Gorky kentindeki Giorgievsky
kilisesinin Bolşevikler tarafından yerle bir
edilmiş hali. Komünistler tüm ülke çapında bunun
gibi yaklaşık 50 bin ibadethaneyi yıkmış ya da
ahır, depo gibi mekanlara
dönüştürmüşlerdir. |
Lenin'in yazıları
arasında bu sorunun cevabını da bulmak mümkündür.
"Proleterya Partisinin Din Konusundaki Tutumu" başlıklı
makalesinde Lenin, Marx ve Engels gibi ustalarının yorum
ve uygulamalarından yola çıkarak, dinle açık bir savaşa
girilmemesi gerektiğini, bunun gereksiz bir "siyasi
kumar" olduğunu yazmıştır.106 Lenin, dine olan düşmanlıklarını açıkça ilan eden, dine
karşı hakaret dolu kampanyalar yürüten diğer bazı
materyalistleri ise (örneğin anarşistleri veya "burjuva
ateistlerini") acemi ve saf bulmuştur. Bu kişiler
tarafından Marxistler'e yöneltilen "ılımlılık ve
"bocalama" suçlamalarını reddetmiş ve "Marxizm'in
görünüşteki ılımlılığının" özenle düşünülmüş bir taktik
olduğunu açıklamıştır.107
Lenin, söz konusu "ılımlı" taktiği 1917'ye
kadar, yani komünistler iktidara gelinceye kadar devam
ettirdi. Ancak bundan sonra söz konusu ılımlılık ortadan
kalktı, aksine tüm Sovyet topraklarında dine ve
dindarlara karşı büyük bir baskı başladı. Daha öncesine
kadar "ateist olduğumuzu açıkça belirtmemeli ve dine
inananları bile saflarımıza almalıyız" diyen Lenin,
iktidara geldikten sonra çok daha farklı bir yol
izlemeye başladı. Amerikalı tarihçi Robert Conquest The
Harvest of Sorrow (Hüzün Hasadı) adlı kitabında
Bolşeviklerin din politikasının bazı ana hatlarını şöyle
belirler:
1918 anayasasının 65. maddesinde din adamlarının
"burjuvazinin hizmetçileri" olduğu ilan edildi. Böylece
maaşları kesildi, çocukları ilkokuldan sonra okullara
alınmadı.
28 Ocak 1918'de çıkan bir kanunda
okullardaki tüm dini eğitim yasaklandı. Daha sonradan
1921 yılının 13 Haziranı'nda 18 yaşın altındaki gençlere
dini eğitimin verilmesi yasaklandı.
1929 yılının
8 Nisanı'nda üyelerine yardım dağıtan dini grupların
kurduğu yardım fonları, özel ayin toplantıları,
çocuklar, kadınlar için yapılan İncil, edebiyat, el
becerisi, iş, dini dersler, çocuklar için oyun yerleri
düzenleme, kütüphane ve okuma yeri açma, tıbbi yardımı
organize etmek de yasaklandı. Resmi emirler kilisenin
tüm aktivitelerini yok etti.
22 Mayıs 1929 yılında Anayasanın 18.
maddesi düzeltildi ve "dini ve anti dini propaganda
özgürlüğü", "dini ibadet yapma özgürlüğü ve anti dini
propaganda yapma özgürlüğü" olarak değiştirildi. Aynı
zamanda da Eğitim Komiserliği de "okullarda anti din
propagandası" emrini verdi.
Kollektivizasyon ile
tüm bölgesel ibadethaneler kapatıldı. Dini hatırlatan
şeylerin hepsi yakıldı. 20 Şubat 1930 tarihli Batı
Bölgesel Komitesinden kişiye özel bir mektup, sarhoş
askerlerin köy kiliselerini nasıl kapattığını, dini
sembolleri kırdığını ve köylüleri tehdit ettiğini
anlatıyordu. Bu kapama tüm dinlere uygulanıyordu.
Bununla beraber, kiliseler kapatıldığında, bunun
anlamı dini işlerin dışarıda yapılmasına izin verildiği
değildi. Kharkov'da dokuz büyük kilisenin kapatılması
aynı zamanda "kiliselerin kapatıldığı şu günlerde özel
evlerde dini toplantıların yapılması önlenecek" kararı
alındı.
Leningrad'daki Kazan Katedrali anti din
müzesine dönüştürüldü. Kiev'deki aziz Sophia katedrali
ve diğer kiliseler anti dini merkezler oldu. Kharkov'da
St. Andrey sinemaya çevrildi, diğer biri radyo
istasyonuna, başka biri makine yedek parçası satan
dükkana. Poltava'da ise iki kilise makine tamir
atölyesine çevrildi.
Bunlar bütün dinlere
uygulandı. Kiliseler ve sinagoglar, Sovyetler
Birliği'nde Avrupa bölümündeki kayıtlarda tutuluyordu.
İslam da aynı şekilde baskı altındaydı. Komünist dönem
boyunca binlerce cami kapatıldı ve çok sayıda din adamı
"kulak" olarak damgalanıp öldürüldü veya Sibirya'daki
çalışma kamplarına gönderildi.108
Lenin'in "dine karşı ılımlı olmalıyız" taktiği,
Bolşevik Devrimi'nden sonra koyu ve gözü dönmüş bir din
düşmanlığına dönüştü. Önceki bölümlerde incelediğimiz
gibi, Lenin, milyonlarca insanın hayatına mal olan
1920-21 kıtlığını dahi "insanların Allah'a olan
inançlarını zayıflatacak" faydalı bir gelişme olarak
görmüştü.
Lenin, Allah'a ve dine karşı duyduğu bu isyankar ruh
haliyle, acılar içinde kıvranarak ve akli dengesini
yitirmiş halde öldü. Allah, insanlara yaşattığı zulmün
ve dine olan düşmanlığının karşılığını dünyada verdi.
Ahirette de yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak
alacak olan bu gibi zalim insanlarla ilgili olarak
Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Gerçekten Allah'a ve Resûlü'ne karşı
başkaldıranlar, kendilerinden öncekilerin alçaltılması
gibi alçaltılmışlardır. Oysa Biz apaçık ayetler
indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap vardır.
Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler
yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları saymıştır;
onlar ise onu unutmuşlardır. Allah, herşeye şahid
olandır. (Mücadele Suresi, 5-6)
Lenin'in ardından iktidara oturan Stalin
de Lenin kadar dine düşmandı. Bu düşmanlığını,
milyonlarca dindar insanı öldürerek, dini kurumları,
ibadethaneleri tahrip ederek ve daimi bir ateizm
propagandası yürüterek gösterdi. Stalin'in yürüttüğü
ateizm propagandasının en önemli unsuru ise evrim
teorisiydi. Otobiyografisinde şöyle yazıyordu:
"Okullardaki öğrencilerimizin zihnini altı günde
yaratılış efsanesinden temizlemek için onlara üç şeyi
özellikle öğretmeliyiz: Dünyanın yaşını, jeolojik
orijinini ve Darwin'in öğretilerini."109
Stalin, Anarşizm mi Sosyalizm
mi? adlı kitabında ise Darwin ile yaratılışçı bir bilim
adamı ve fosil biliminin kurucusu olan Cuvier'yi
karşılaştırıyor ve şöyle yazıyordu: "Marxizm Darwinizm'e
dayanır ve onu hiç eleştirmeden kabul eder. Marxistler
Cuvier'nin teorisini şiddetle reddederler."110
MAOCULARIN DİN
DÜŞMANLIĞI
Leninizm'in ve Stalinizm'in Çin'deki
temsilcisi olarak sahneye çıkan Mao da yine dine karşı
bir düşmanlık beslemiş ve uygulamıştır. Mao'nun din
hakkındaki bir ifadesi, bu konudaki fanatizmini açıkça
göstermektedir:
"... Elbette, din zehirdir. İki
büyük zararı vardır: Birincisi ırk anlayışını temelinden
çürütür... (ve) ülkenin gelişmesini yavaşlatır. Tibet ve
Moğolistan bu şekilde zehirlenmiştir."111
Mao'nun
iktidara gelmesiyle birlikte Çin genelinde dine ve
dindarlara karşı büyük bir savaş başlatılmıştır. Ama bu
da Lenin'in komünistlere gösterdiği yöntemle, yani
"örtülü" olarak gerçekleşmiştir. Komünist parti, "kendi
kendini yönetme hareketi" denen bir politika uygulamaya
koymuştur. Bunun anlamı, bütün dini kurumların "kendini
finanse eden, kendini yöneten ve kendini organize eden"
bir yapıda olmasıdır. Ama görünüşte "din özgürlüğü" gibi
duran bir politika, tamamen dini yok etmek amacına
yönelik bir kampanya olmuştur. Ülke içindeki tüm dini
kurum ve ibadethaneler (Konfiçyüs veya Buda tapınakları,
camiler veya Hıristiyan kiliseleri), devlet tarafından
kurulan merkezi organizasyonlara bağlanmıştır. Kısa süre
içinde de bu dini kurumlar "Maoizm propaganda merkezi"
haline gelmiştir. Harry Wu isimli Çinli bir Hıristiyan,
Amerikan Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu'na 16 Mart
2000 tarihinde verdiği ifadesinde, bunu şöyle
anlatmaktadır:
Mao Tse-Tung, herhangi bir Çin
vatandaşının Komünist Parti dışındaki bir otoriteye
bağlanmasına izin vermediği için, Mao yönetiminde
hükümet tarafından yönetilen bu merkezi din
organizasyonları hiçbir dini faaliyette bulunmamıştır.
Mao'nun Çin'i yönettiği 30 yıllık süre boyunca, bu "üç
kendi-kendine hareketi" Çin Komünist Partisi ile
birlikte dini yok etmek ve Komünist Parti ideolojisini
yaymak için çalışmıştır. Maoizm Çin'in yegane yasal
dini, Mao'nun Kızıl Kitabı ise yegane kutsal kitabı
olmuştur.112
Arnavut diktatör Enver Hoca ve
Mao'yu birlikte gösteren bir Çin propaganda
posteri. |
Doğu Türkistan'daki Müslüman Uygur Türkleri
veya Tibet'teki Budistler ise kanlı vahşet
uygulamalarına hedef olmuşlar, Çin Komünist Partisi bu
halkları hem nüfuslarını azaltarak hem de dini
inançlarını yok ederek kontrol altına almaya
çalışmıştır. Maoizm'in dine düşmanlığı, Mao'nun yolunu
izleyen diğer komünist Asya rejimleri tarafından da
sürdürülmüştür. Kamboçya'daki Kızıl Khmer rejimi,
Kamboçya halkına karşı yürüttüğü soykırımda, ülkenin
Müslüman azınlığı olan Çam topluluğuna özellikle zulüm
uygulamıştır. Komünizmin Kara Kitabı'nda Kızıl
Khmerler'in Çamlar'a karşı uyguladıkları vahşetten şöyle
söz edilir:
1973'ten itibaren kurtarılmış
bölgelerde camiler tahrip edildi ve ibadet yasaklandı.
1975'ten başlayarak bu önlemler yaygınlaştı. Kuran'lar
yakılmak üzere toplandı, camiler ya başka işlerde
kullanıldı ya da yıkıldı. Haziran'da 13 dindar Müslüman,
bazıları ibadeti mitinge tercih etmiş olmaktan, bazıları
ise dini nikah hakkına sahip olduklarını açıklamaktan
dolayı idam edildi... Din adamları özellikle hedef
alınarak öldürüldü. 1000 kadar hacının yalnızca 30
kadarı sağ kaldı. Öteki Kamboçyalıların aksine Çamlar
sık sık ayaklandı; bu ayaklanmalar misilleme olarak
birçok katliama neden oldu. Kızıl Khmerler 1978 yılı
ortasından itibaren birçok Çam topluluğunun, kadın ve
çocuklar da dahil, sistematik biçimde soyunu tüketmeye
koyuldu... Ben Kiernan, bunlar için genelde yüzde 50
ölüm oranından söz eder. 113
Maoculuğun din düşmanlığını
sergileyen bir başka komünist rejim, Arnavutluk'taki
Enver Hoca diktası olmuştur. Arnavutluk, II. Dünya
Savaşı'nın ardından bir Sovyet uydusu olarak ortaya
çıkmasına rağmen, 1960'lardaki Çin-Sovyet çatışması
sırasında Çin'den yana tavır almış ve kısa sürede Kızıl
Çin'in ve Maoculuğun Avrupa'daki temsilcisi
haline gelmiştir. Enver Hoca, bütün dini ibadethaneleri
(camileri ve ülkenin kuzeyindeki katoliklerin
kiliselerini) kapatmış, dahası insanların kendi
evlerinde bile ibadet yapmalarını yasaklamıştır.
Herhangi bir dine inanmak ve bunu ifade etmek suç haline
gelmiş, buna karşı gelenler çeşitli baskı ve işkencelere
maruz kalmıştır. Enver Hoca tüm bu uygulamalarla dini
inançları tamamen ortadan kaldırdığını zannederek
"dünyanın gerçek anlamda ateist olan ilk devletini
kurduğunu" ilan etmiştir.
KOMÜNİZM VE KURAN'DA BELİRTİLEN DİNSİZ
SİSTEMLER
Gerçekte komünist sistemin bu site boyunca ele
aldığımız bütün olumsuz özelliklerinin temelinde,
komünizmin tamamen dine aykırı ve din düşmanı bir
ideoloji olması yatmaktadır. Komünizmin vahşetinin de,
donukluğunun da sebebi, dine karşı olan gözü dönmüş
düşmanlığıdır.
Din, insanı yaratmış olan
Allah'ın ona indirdiği düşünce ve yaşam biçimidir. İnsan
için en uygun olan yaşam da dine göre kurulan bir
yaşamdır; çünkü insanın ruhunu en iyi bilen, onu
yaratmış olan Allah'tır ve ancak Allah'ın dinine göre
kurulmuş olan sistem insan ruhuna huzur verir. Dini
reddeden sistemlerin insanlara acı, hüzün, korku ve
güvensizlik aşılaması kaçınılmazdır. Hele bir de bu
sistemler, dinin öğrettiği her türlü gerçeğe karşı
çıkan, onun tam aksini savunan ve bu şekilde hayata
geçirilmeye çalışılan sistemler ise, insanlara
verdikleri zarar daha da büyük olur. Komünizm, bunun en
çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
Bu konunun son derece ilginç bir başka yönü ise,
komünizmin, Allah'ın bize Kuran'da tarif ettiği dinsiz
sistemlerle önemli benzerlikler göstermesidir. Kuran'da
dinsiz sistemlere örnek olarak anlatılan Firavun düzeni
ve diğer bazı sistemler ile çağımızdaki komünist
rejimler karşılaştırıldığında, aralarında büyük
benzerlikler olduğu dikkat çekmektedir. Bunları sırayla
inceleyelim.
BÜYÜK BİNA TUTKUSU
Dinsiz
yöneticilerin ortak özelliği, sahip oldukları makamdan
dolayı büyüklük hissine kapılmaları, kibirlenerek diğer
insanları küçümsemeleridir. Bunu çeşitli şekillerde
ifade ederler.
Komünist mimarideki büyük bina
tutkusunun bir örneği: Moskova'daki Bakanlar
Kurulu
Binası |
Kuran'da Allah bu yöneticilere örnek olarak
Hz. Musa devrinde Mısır'ı yöneten Firavun'u
anlatmaktadır. Firavun kibirlenerek hem Allah'a ve
elçisi Hz. Musa'ya karşı gelmiş, hem de kendi halkını
türlü baskılara uğratmıştır. Firavun'un büyüklük
hissinin ilginç bir ifade biçimi ise, "yüksek bir kule"
inşa ettirmeye kalkmasıdır. Bu amaçla Firavun tarafından
yardımcısı Haman'a verilen emir Kuran'da şöyle
bildirilir:
Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler,
sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey
Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe
bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü
gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."
(Kasas Suresi, 38)
Firavun'un kibirinin bir ifadesi
olan "yüksek kule" tutkusu, komünist diktatörlerde de
"büyük bina" tutkusu olarak ortaya çıkmıştır. Başta
Sovyetler Birliği olmak üzere, tüm komünist rejimlerde
abartılı derecede büyük devlet binaları inşa edilmiş, bu
binalar komünist rejimin güç ve kalıcılığının bir
sembolü olarak görülmüştür. Romen diktatör Nikolay
Çavuşesku'nun Bükreş'te yaptırdığı saray, dünyanın en
büyük binası ünvanını uzun süre korumuştur. Son derece
soğuk ve zevksiz bir görümüne sahip olan saray, sadece
"büyüklük" konusunda ön plana çıkabilmiş ve komünist
ideolojinin büyüklük kompleksinin bir ifadesi olarak
kalmıştır.
HALKIN ZORLA SÜRÜLMESİ
Kuran'da Allah yeryüzünde bozgunculuk çıkaran inkarcı
güçleri anlatırken, onların bazı insanları yurtlarından
sürüp çıkardıklarını da bildirir. Örneğin inkar edenler,
kendilerine gönderilen peygamberlere "... Muhakkak (ya) sizi kendi
toprağımızdan süreceğiz veya dinimize geri
döneceksiniz..." (İbrahim Suresi, 13) diye
tehditte bulunmuşlardır. İnkar edenler bu tehditlerini
zayıf buldukları Müslümanlara gerçekleştirmişlerdir. Bir
ayette bu haber verilir ve "Onlar,
yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı,
haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar..."
(Hac Suresi, 40) buyrulur.
Komünist
rejimler ise, tarihteki en büyük sürgünleri
gerçekleştirmiştir. İlginç olan, bu sürgünlerde
özellikle Müslümanları hedef almış olmalarıdır. Stalin
döneminde Kırım Türkleri başta olmak üzere pek çok
Müslüman halk yurtlarını bir gecede terk ederek, aç ve
sefil şekilde Rusya'nın en elverişsiz bölgelerine
sürgüne gönderilmiş, yüz binlerce masum yollarda can
vermiş, kendilerine gösterilen hedefe varabilenler ise
açlık, salgın hastalıklar ve dondurucu soğuk nedeniyle
yaşamlarını kaybetmişlerdir.
İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YOK
EDİLMESİ
Kuran'da anlatılan Firavun sisteminin temel
özelliklerinden biri, sistemin inanç özgürlüğünü ortadan
kaldırmasıdır. Toplumun nasıl bir dini inanca sahip
olacağı, sistem tarafından belirlenir. Bu yapı,
Firavun'un, Hz. Musa'ya inanan büyücülere söylediği "Ben
size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi?"
(Araf Suresi, 123) sözünden açıkça belli olmaktadır.
Yine Firavun, kavmine karşı hitap ederken, onlara
gereken doğruları kendisinin öğrettiğini, bunun dışında
bir doğru aramamaları gerektiğini şöyle iddia etmiştir:
"... Ben, size yalnızca gördüğümü
(kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan
da başkasına yöneltmiyorum." (Mümin Suresi,
29)
Firavun sisteminin söz konusu özelliğinin
çağımızdaki temsilcileri komünist rejimler olmuştur.
Başta Sovyetler Birliği olmak üzere 20. yüzyıldaki
komünist sistemlerin hepsi "totaliter rejim" ünvanına
sahiptir, en azından totaliter bir rejim kurmaya
çalışmışlardır. Totaliterizm, bir toplumun bütün olarak
devlet tarafından şekillendirildiği, devletin baskı ve
propaganda yöntemlerini kullanarak tüm bir toplumu
fiziki ve zihinsel olarak yönettiği sistemdir. Kuran'da
Firavun'la tarif edilen totaliter düzen, 20. yüzyılda
Lenin, Stalin, Mao veya Enver Hoca gibi diktatörler
tarafından hayata geçirilmiştir. Arnavutluk diktatörü
Enver Hoca, ülkesinde insanların herhangi bir dini
inanca sahip olmasını yasaklamış, tüm ibadethaneleri
kapatmış ve "tarihin ilk ateist devletini kurduğunu"
ilan etmiştir.
LİDERLERİN
PUTLAŞTIRILMASI
Allah Kuran'da Firavun
sistemini anlatırken, Firavun'un kendisini halkın
gözünde ilahlaştırma çabası olduğunu da bize haber
verir. Bu gerçek, Firavun'un çevresindekilere söylediği
ve Kuran'da aktarılan "Ey önde gelenler, sizin için
benden başka ilah olduğunu bilmiyorum" (Kasas Suresi,
38) şeklindeki sözünden açıkça anlaşılmaktadır. Mısır
tarihi de bize aynı bilgiyi vermekte, Firavunların
kendilerini "yeryüzündeki tanrı" olarak tanımladıklarını
göstermektedir.
Mao'yu putlaştırmak amacıyla
yapılmış bir komünist propaganda posteri. Dikkat
edilirse posterde Mao, tüm Çinlilerin üzerine
doğan bir güneş, hepsinin şaşmaz yol göstericisi
ve hepsine sözde mutluluk ve yaşam sevinci getiren
bir sözde "ilah" olarak tasvir
edilmektedir. |
Komünist rejimlerde de sistemi yöneten
diktatörlerin aynı psikolojiye girdikleri görülmektedir.
Özellikle Lenin, Stalin, Mao, Kim Il Sung (Kuzey Kore)
gibi diktatörler, kendilerini toplumun gözünde adeta bir
ilah haline getirecek kitlesel bir beyin yıkama
programı yürütmüşlerdir. İngilizce'de bu
liderlerin politikasını tanımlamak için kullanılan "cult
of personality" (kişi kültü) kavramı, söz konusu "lider
putlaştırması"nı ifade eder.
Bu
putlaştırma eğilimi, ilk komünist devrim olan Rus
Devrimi'nin lideri Lenin'le başlamıştır. Gerçekte
Lenin'in bazı sözlerine ve miras bıraktığı anlayışlara
bakıldığında, bir tür "dini" atmosfer göze çarpmaktadır.
Ancak bu, putperest bir dindir. Lenin, Komünist Parti'yi
bir tür dinsiz tarikat şeklinde örgütlemiştir. O
öldüğünde Komünist Parti üyeleri büyük bir tören
düzenlemiş ve onun cesedine doğru seslenerek "Yoldaş
Lenin, yemin ediyoruz ki emirlerini yerine getireceğiz"
şeklinde ayinsel konuşmalar yapmışlardır.114 Lenin'in cesedi, tümüyle eski Mısır dinine uygun bir
biçimde mumyalanmış ve yine eski Mısır'daki firavun
mezarlarına benzer bir mezara konmuştur ki bu, Firavun
sistemi ile komünist sistem arasındaki benzerliğin çok
belirgin bir örneğidir.
Kuzey Kore diktatörü Kim Il
Sung'un heykeli önünde secde eden Koreliler,
komünizmin gerçekte çağdaş bir putperestlik
olduğunu
belgelemektedir. |
Stalin
ve Mao, Lenin'in yolunu izlemişlerdir. Her iki diktatör
de dev boyutlarda heykellerini yaptırıp ülkelerinin dört
bir yanına yerleştirmiş, bu yolla halka "ilah-lider"
portresi çizmeye çalışmıştır. Mao, "Kızıl Kitap" adı
verilen bir tür "kutsal kitap" yazmış ve her Çinli bu
kitabı okuyup hayata geçirmekle sorumlu tutulmuştur.
"Büyük Serdümen" lakabı takılan Mao'nun Çin'in dört bir
yanındaki heykelleri hala pek çok Çinli tarafından
ziyaret edilmekte, Mao'nun doğum gününde topluca intihar
edenler olmaktadır.
KOMÜNİZM:
ÇAĞDAŞ BİR PUTPERESTLİK
Komünist ideolojide ortaya çıkan "lidere
tapınma" eğilimi, komünizmin Kuran'da haber
verilen firavun sistemi gibi putperest bir
anlayışa sahip olduğunu göstermektedir.
Yaşamlarında Mısır firavunu gibi bir zulüm
uygulayan komünist liderler, öldüklerinde de aynen
firavunlar gibi mumyalanmışlardır. Lenin'in beyni sözde "ne
kadar üstün bir zeka olduğunu incelemek" amacıyla
çıkarılmış ve özel koruma altına alınmıştır. Sağ
üstte Lenin'in altında ise Mao'nun cesetlerine
korku ile bakan insanlar, komünist ideolojinin
despotluğunu sergilemektedirler.

|
Kuzey Kore'de
iktidara gelen Kim Il Sung da putlaştırılmiş, "halkın
güneşi" olarak tanımlanmış ve asla hata yapmayan şaşmaz
bir yol gösterici olarak tanıtılmıştır. Aynı durum Kuzey
Vietnam'ın komünist diktatörü Ho Chi Minh için de
geçerlidir.
OLİGARŞİK YAPI
Oligarşi, "azınlık
yönetimi" demektir. Bir sistemde, siyasi güç sadece
sınırlı bir grubun elinde ise, o sistem bir oligarşidir.
Kuran'a baktığımızda ise, inkarcı sistemlerin temelde
oligarşik yapılara sahip olduğunu görürüz. Pek çok
ayette "kavmin önde gelenleri"nden söz edilir. Kavmin
önde gelenleri ile ilgili ayetler incelendiğinde, söz
konusu kesimin tüm siyasi gücü ellerinde tuttuğu ve
toplumu kendi fikirleri doğrultusunda yönlendirdiği
anlaşılmaktadır. Firavun düzeni de bir oligarşidir.
Firavun'la ilgili ayetler incelendiğinde, Firavun'un
yanında danışmanlar, büyücüler ve askerlerden oluşan
oligarşik bir sınıf olduğu görülür. Büyücüler, halkın
Firavun sistemine bağlı kalması için onları fikri yönden
kontrol etmiş, askerler ise aynı kontrolü kaba kuvvetle
sağlamıştır.
Komünist rejimler, Kuran'da sözü
edilen inkarcı oligarşik sistemin çağımızdaki
karşılığıdır. Komünistler sözde "halk iktidarı" için
yola çıkmışlar, oysa iktidarı ele geçirdikleri her
ülkede halk üzerinde tahakküme dayalı bir azınlık
iktidarı kurmuşlardır. Ülkedeki tüm siyasi güç,
"proleterya partisi" yani işçi partisi etiketini
taşıyan, oysa işçilerle hiçbir ilgisi bulunmayan
Komünist Parti yönetiminin eline geçmiştir. Komünist
Parti'nin Merkezi Komite ve Politbüro olarak
adlandırılan karar mekanizmaları ve bunların da üzerinde
olan Genel Sekreter, ülkedeki tüm siyasi gücün sahibi
olmuş ve bunu acımasızca kullanmıştır. Komünist
rejimlerdeki tüm sözde "demokratik" mekanizmalar, yani
seçimler ve parti kongreleri, sadece göstermeliktir.
"EKİNİ VE NESLİ HELAK ETME"
Allah
Kuran'da inkarcı yöneticilerin vasıflarını anlatırken,
önemli bir konuya dikkat çekmektedir:
O, iş başına geçti mi YERYÜZÜNDE
BOZGUNCULUK ÇIKARMAYA, EKİNİ VE NESLİ HELAK ETMEYE ÇABA
HARCAR. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah'tan
kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler,
kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır
o. (Bakara Suresi, 205-206)
Dikkat edilirse ayette
geçen "yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak" ve "ekini ve
nesli helak etmek", Sovyetler Birliği, Kızıl Çin veya
Kamboçya gibi komünist rejimlerde uygulanan
kollektivizasyon ve katliamları tam olarak tarif
etmektedir. Lenin, Stalin, Mao veya Pol Pot, iktidarları
altındaki ülkeleri tam bir kargaşa, korku ve terör
ortamına sürükleyerek bozgunculuk çıkarmışlar,
Lysenko'nun evrimci saçmalıklarını tarıma uygulayarak
tarım mahsullerini, yani ekini mahvetmişler,
onmilyonlarca insanı öldürerek de neredeyse tüm bir
insan neslini kıyımdan geçirmişlerdir. Ayetin devamında
bu bozgunculuğu yapan kişilerin çok kibirli ve dinsiz
oldukları da belirtilmektedir ki, Lenin, Stalin, Mao
veya Pol Pot gibi kendilerini birer ilah sayan
diktatörlerin bu tarife kusursuz bir şekilde uyduğu
ortadadır.
SONUÇ
Komünistler tarihin sürekli
bir evrim içinde ilerlediğine, eski toplumların
çağımızdaki toplumlardan geri olduğuna inanırlar.
Dolayısıyla geçmişteki peygamberleri veya insanlara
binlerce yıl önce vahyedilmiş olan kutsal kitapları
kendilerince küçümsemeye çalışırlar. Oysaki sahip
oldukları ideoloji ve ruh hali, zaten Allah'ın bizlere
14 asır önce Kuran-ı Kerim'de bildirdiği bir aldanış,
cehalet ve psikolojik bozukluktur. Her ne kadar
kendilerini "tarihin en ileri aşaması" saydıkları
komünizmin önderleri gibi görseler de, tarihin
derinliklerinde kalmış gibi görünen Mısır Firavun'u ile
ortak özelliklere sahiptirler.
Çünkü gerçekte
tarihte, insan zekası ve yapısı açısından bir "ilerleme"
yoktur. Binlerce yıl önceki insanlar da bugünkü
insanlarla aynı özelliklere sahiptir. Kültürel ve
teknolojik açıdan ise, zaman içinde ilerleme de gerileme
de olmuştur. Örneğin Hz. Süleyman dönemindeki teknoloji,
Mısır dönemindeki piramitlerin yapım teknikleri gibi pek
çok konu halen bilinmemektedir. Bazı medeniyetlerde çok
ileri bir kültür ve teknoloji birikimi olduğu onlardan
geriye kalan eserlerde açıkça görülmektedir. Ancak
hiçbir zaman için sabit bir gelişme yoktur. Kimi zaman
ilerleme kimi zaman gerileme olmuştur.
Ama başta
da belirttiğimiz gibi, insanların yapısı açısından,
Allah belirli insan tipleri, belirli düşünce yapıları
yaratmıştır ve tarih, bunların arasında yine Allah'ın
belirlemiş olduğu kanunlara göre işlemektedir. Kuran'da
Allah'ın sünnetinin, yani koyduğu tabi veya toplumsal
kanunların asla değişmediği şöyle haber verilir:
"(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler
hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın
sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın."
(Ahzab Suresi, 62)
Yeryüzünde komünist bir
ideolojinin var olması da, Allah'ın sünnetiyle olmuştur.
Allah dilemiş olduğu için insanlar komünizm gibi vahşi,
karanlık ve barbar bir ideolojiye inanabilmiş. Allah
dilemiş olduğu için komünizm 20. yüzyılı kana
bulayabilmiştir Allah böyle bir şeyi dilemiştir, çünkü
19. yüzyılda Darwinizm sapmasına inanarak dinsizliği
tercih edenler, komünizme -ve bir yandan da faşizme-
müstahak olmuşlardır. Bir ayette, Allah'ın bu sünneti
şöyle açıklanır:
İnsanların kendi ellerinin kazandığı
dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı.
Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının
bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi,
41)
Bu ilahi kanun hakkındaki sosyolojik bir tespiti
Nobel ödüllü ünlü Rus yazar Alexander I. Solzhenitsyn
yapmıştır. Komünizmi şiddetle eleştiren Solzhenitsyn,
1983'de Londra'da yaptığı bir konuşmada, kendi halkının
başına gelen felaketin nedenini şöyle yorumlar:
Yarım yüzyıl önce henüz bir
çocukken, yaşlıların Rusya'nın başına gelen felaketlerin
nedeni için şöyle dediklerini hatırlıyorum: "İnsanlar
Allah'ı unuttular, tüm bu felaketlerin nedeni bu." O
zamandan beri, 50 yıldır devrimimizin tarihi üzerinde
çalıştım, yüzlerce kitap okudum, yüzlerce şahit
dinledim, sekiz cilt kitap yazdım. Ama 60 milyon insanı
yok eden devrimin ana sebebini formüle etmemi isterseniz
şunu tekrarlamaktan başka bir şey yapamam: İnsanlar
Allah'ı unuttular; tüm bu felaketlerin nedeni bu.115
Komünizm,
insanların Allah'ı unutmalarının sonucunda ortaya çıkmış
bir beladır. Dinsiz bir toplumun ne kadar acımasız,
vahşi ve barbar olabileceğini, Allah'ı inkar eden
Darwinizm, materyalizm gibi felsefelerin nasıl bir sonuç
doğurduğunu ispatlayan canlı bir örnektir. İnsanlar
komünizmin getirdiği belaları gördükçe, din ahlakı ile
dinsiz toplumlar arasındaki büyük farkı
görebilmişlerdir. Bu da, insanlığın kurtuluşu açısından
tek çözümün din ahlakının yaşanması olduğunun
anlaşılmasına vesile olmuştur.
Ancak
unutulmamalıdır ki, insanlar Allah'ı inkar edip söz
konusu felsefelere saplanmaya devam ettikleri sürece,
komünizm ve benzeri sapkın ideolojiler de hayat sahası
bulacaktır. İnsanlar yukarıdaki ayette ifade edildiği
gibi, "kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla karada ve
denizde fesad ortaya çıkması"nı istemiyorlarsa,
öncelikle söz konusu ideolojilerden uzaklaşmalı ve başka
insanları da uzaklaştırmalıdırlar. Bunu
gerçekleştirebilmek için öncelikle yapılması gereken
ise, tüm bu bela getiren ideolojilerin sözde bilimsel
bir dayanak olarak kabul ettikleri Darwinizm'in bilimsel
çöküşünü ve karanlık yüzünü insanlara tanıtmaktır.
21. yüzyılda akıl, vicdan, feraset ve basiret
sahibi insanların en önemli görevlerinden biri, büyük
İslam alimi Bediüzzaman'ın dikkat çektiği "maddiyyun ve
tabiiyyun taunu" (maddecilik ve tabiatçılık hastalığı)
ile fikri bir mücadele yürütmektir. |